ŞİDDETİN FARKINDAYIM, ÇARESİZ DEĞİLİM…

Bir Ankara Hukuk Öğrencisinden…

Her düğümün, her sorunun ilk durağı; derdi olan insanların bile çevresine bakarak haline şükredebilecekleri yerlerdir adliyeler…

Ankara Adliyesi’ndeydim, o soğuk ve labirenti andıran koridorları önümde dizilmişti. Aile İçi Şiddeti Merkezi’nin önünde Şiddetin Farkındayım, Çaresiz Değilim!’ sloganlı bir afişin tam önünde, masa başında oturuyordum. Bir kadın yanaştı, telaşlı, korkmuş her halinden belli, panik içinde ama sanki dünyanın en güçlü kuvvetli insanıymış gibi dimdik ayakta. ‘Ben kocamı şikayet etmek istiyorum, bunlar da raporlarım’ diye başlayıp bir çırpıda anlatıverdi olayı. Soramayız, yetkimiz yok. Sorabileceklerimiz hep belirli. Yaşı kaç, eğitim durumu ne, maddi vakıa nedir, yardım talep eden yeterince ‘fakir’ midir. Yeterince mağdur mudur, mağduriyeti yardım istemeye yeter midir. Fakat kadın o haldeyken ‘Dur, bunları dinleyemem ben!’ de diyemezsin. Vicdanın el vermez, hikayesi umrunda değilmiş, önemli değilmiş gibi davranmaya.

Kadına gerekli bilgilendirmeler yapılıp önermeler sunulduktan sonra, gerekli evrak prosedürlerini uygulamaya, fotokopileri çektirmeye, dilekçeyi yazmaya başladı. Onu izlerken gözüm bir anda önümdeki kanuna takıldı. Aile İçi Şiddeti Önlemek ile başlayıp devam eden uzunca bir isme sahip kanun. Nasıl da soyut. Var, ne güzel! Ama kim için var ve ne için var, kaç kadını koruyor, koruyabiliyor; kaç kadını kurtarabiliyor şiddetin kucağından; kaç güçsüz hisseden kadına güç oluyor, elinden tutup kaldırabiliyor; kaçının yarasını sarabiliyor, kaçının daha fazla yaralanmasına engel olabiliyor diye uzunca bir sorguladık arkadaşımla. Kaç kadın var, yardım talep edebileceğini bilen veya bu yardıma güvenebilen, gördüğü şiddeti anlattıktan sonra, ona şiddet uygulayanı şikayet ettikten sonra hayatta kalabileceğine, çocuklarına zarar gelmeyeceğine inanabilen…

Sonra düşündükçe, bilinçlendirerek, yayarak, eğiterek, inanılmaz faydalar sağlanabileceği kanaatine vardık. Nankörlük etmek yersiz. Elimizi taşın altına koymalı, çekinmeden, diye düşünürken omzumda bir el hissettim. Kafamı kaldırdığımda şiddete uğramış, yaralarını göstermekten korkmayan, pes etmeyen, dimdik duran o güçlü kadını gördüm. Ayağa kalktım tam üç beş cümle kuracak gücü bulduğumda bana sımsıkı sarıldı, ‘Siz iyi ki varsınız! Aman kızım okuyun, bizim gibi olmayın!’ dedi. Gözlerim dolu dolu ‘Siz çok güçlüsünüz, pes etmeyin! İyi ki varsınız.’ diyebildim. İçimde daha onlarca cümle… 

Soğuk bir kış günüydü ve Ankara Adliyesi bana daha önce hiç bu kadar sıcak gelmemişti.

Amaliya Rizayeva – AÜHF

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir