İSTİNAF VE DURUŞMA: BİRBİRLERİNİ SEVECEKLER Mİ?

Bir Bölge Adliye Mahkemesi Hakiminden…

Türkiye’de bir çocukluk hastalığı var. Bir türlü aşılamıyor. Şudur; istisna hep kural haline geliyor. Asıl kuralın tatbik edilmemesi için ‘iş yoğunluğu’ , ‘personel azlığı’ , ‘kadro yetersizliği’ gibi çeşitli sebepler gösteriliyor. Kuraldan , tatbiki gerekenden uzaklaşıldıkça uzaklaşılıyor. Bu hastalık Türk yargısına da , hem de eski zamanlardan beridir , sirayet etmiş durumda. İstikamet hep “kuraldan kolaya” oluyor. Ana fikir “bu işi en az yorularak nasıl yaparım” üzerinden gelişiyor.
Henüz çiçeği burnunda olan İstinaf Mahkeme’leri , umarım ki , böyle bir hastalığa maruz kalmaz. Kendisini ihdas eden yasanın ruhuna ve amacına uygun olarak büyür, serpilir, gelişir. Tam da bu cihetten İstinaf’ın karşılaşabileceği bir tehlikeden söz etmenin yeridir.
Malumdur ki , istinaf hem bir vaka mahkemesidir, hem de bir hukuki denetim merciidir. Yasa, istinafı bu temel üzerine inşa etmiştir. Vaka incelemesi yapılırken temel kural duruşma icrasıdır. HMK nın 353 maddesi , istisnalar dışında incelemenin duruşmalı olarak yapılacağını buyurmaktadır. Bu maddedeki düzenleme aslında sarihtir. Yoruma hacet göstermemektedir. Sorun 353 maddenin 1/a-6 madde ve bendinde düğümlenmektedir. Burada, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiç birinin toplanmaması veya gösterilen delillerin hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde , istinaf dairesinin davayı yeniden görülmesi için İlk Derece Mahkemesine gönderebileceği düzenlenmiştir. Görülmektedir ki , yasa , davanın yeniden görülmek üzere İlk Derece Mahkemesi’ne gönderilmesini çok sıkı koşullara bağlamıştır. Ya deliller hiç toplanmayacak , ya da gösterilen deliller hiç değerlendirilmeyecek. Bu da şu anlama geliyor; İlk Derece Mahkemesi iyi kötü bir yargılama yapmışsa ve ulaştığı vakıa tespiti ile hukuksal sonucu gösterilen delillerle ilişkilendirmişse , amma velakin vakıa tespiti ve hukuki sonuç doğru değilse , bu hallerde , İstinaf Dairesi hiçbir şekilde davayı yeniden görülmesi için İlk Derece Mahkemesi’ne gönderemeyecektir. Eksiklikler duruşma yapılmadan tamamlanabilir nitelikte değilse ( HMK 353 / b-3) İstinaf Dairesi zorunlu olarak duruşmalı inceleme kararı verecektir. Ya da vermelidir.
Bu tür davalar , Yargıtay’ın subut-vakıa tespiti yönünden bozma kararı verdiği davalara tekabül etmektedir. Yargıtay’ın kanıt elde etme-tahkik etme yetkisi yoktur. Vakıanın doğru tespiti için , davaları , zorunlu olarak bidayet mahkemelerine göndermektedir. Ancak İstinaf öyle değildir. Onun maddi – vaka incelemesi yapma yetkisi-ödevi vardır. Dolayısıyla Yargıtay’ın tahkikat eksikliğinden bozma kararı verdiği dosyalar , yukarıda sözü edilen hal gerçekleşmemişse eğer , İstinaf’ın duruşma dosyaları olacaktır.
İstinaf , kanunun emrettiği bu lazımeden kaçınırsa ,kendisinden beklenen gaye gerçekleşmez. Her bir İstinaf Dairesi küçük bir Yargıtay Dairesi’ne dönüşür. Böyle olursa da İstinaf’ın varoluşsal gerekliliği ortadan kalkar.
Belirtmeliyim ki , bu sözleri söylememin henüz somutlaşmış bir sebebi yok . Ancak İstinaf İncelemesi’ne dair konuşmalarda, fikir teatilerinde en çok şuna vurgu yapılıyor: “Her dosyaya duruşma yapılırsa İstinaf kitlenir.” Olabildiğince az duruşma yapılması yönünde güçlü bir eğilim var. Yani , istisnanın kurala dönüşmesi tehlikesi.
İstinaf , kendini Yargıtay ideolojisinden tamamen arındırmalıdır. Yargıtay’vari bir pratik İstinaf’ın sonunu getirir. Çünkü İstinaf artık davaların tarafları için yeni bir umut kapısıdır. İlk Derece’de söyleyemediğini söyleyebilme , anlatamadığını anlatabilme, yaptıramadığını yaptırabilme umudu. Bu umudun yok edilmemesi gerekir.
Bunun için de yasa amacına uygun olarak yorumlanmalı ve tatbik edilmelidir. Toplumsal yarar , bunu gerektirmektedir.

Erdoğan Çiçek

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir