BÜYÜCÜ KIZ

Bir Sade Hukukçudan…

Fakülteden mezun olalı henüz birkaç ay olmuştu. Stajımın ikinci ayında; yani Ağır Ceza’daydım. Duruşmaları Çarşamba ve Cuma günlerine yazıyorlardı. Sağ olsun, Başkan Bey ilginç bulduğu dosyaları incelemem için veriyor ve duruşmalara katılmam konusunda tavsiyelerde bulunuyordu. Camiada yeni olmanın verdiği heyecanla karışık bir gayret vardı bende de. Her gün yeni bir suç, yeni bir suçlu buluyordum karşımda.

İkinci haftamdı, Çarşamba günü; erkenden gittim adliyeye, ilk gelen bendim duruşma salonuna. Fazla bekletmeden Başkan Bey, Savcı Hanım ve üyeler de teşrif ettiler. İşini fazlaca ciddiye alan mübaşir kapının önünden yine avazı çıktığı kadar bağırdı. Sanık geldi. 19-20 yaşlarında minyonca bir kız, nitelikli dolandırıcılıkla yargılanıyor. Niteliği ise biraz farklı; dolandırıcılık suçunun dini inanç ve duyguların istismarı yoluyla işlenmesi, eski mevzuat ve halk arasındaki deyimiyle ise: Büyücülük…

İlk kez hakim karşısına çıktığı belli ki müdafi makamına doğru yöneldi önce; hemen uyarıldı ve kürsüye çıktı.

Adınız, soyadınız, mesleğiniz.

Kız: İsmim Makbule Kara efendim, cinlerim var benim

Hakim: Cinlerin var demek…

Kız: Evet efendim, onlarla sağlarım geçimimi.

Hakim: Şimdi buradalar mı?

Kız: Hayır efendim.

Hakim: Peki çağırsan gelirler mi?

Kız: Gelirler efendim.

Hakim: Çağır bakalım o halde!

Savcı: (Sesizce) Hakim Bey ne gerek var şimdi…

Salona bir sessizlik çöktü. Herkesin gözü önce hakime sonra sanığa döndü. Kızın gözleri bir süredir kapalıydı. Açtı.

Hakim: Geldiler mi?

Kız: Geldiler efendim.

Hakim: Peki şimdi, seni içeri atmak istesem buna engel olabilirler mi?

Kız:  Olurlar efendim.

Hakim hiddetlenerek bağırdı her şeyden habersiz nöbet bekleyen jandarmaya: “Muzaffer, alın götürün bu kadını içeri!”

Muzaffer içeri girdiği gibi kelepçeyi kızın kollarına taktı. Tam ön kapıdan çıktılar ki; hemen bir çığlık koptu salonun önünde. Bağırış, çağırış, ağlaşmalar… Hepimiz buz kestik içerde, gerçek olamazdı, olmamalıydı. Savcı Hanımın okuduğu dualar dudaklarından anlaşılıyordu. Hakim çok soğukkanlı bir şekilde tekrar çağırdı Muzaffer’i. Kapı açıldı. Vaveylanın sebebi kızını kelepçeli halde gören annesiydi. Kızı da bi’ ağlamak sarmıştı girdiğinde, başı önde, sessizce: “Avukatımı istiyorum Hakim Bey.”

Hakim: İşte bizim buranın cinleri onlardır…

Sadık Buğra İşler 

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir